Tıkla Tıkla Tıkla Tıkla Tıkla Tıkla
      Tıkla
ANASAYFA AMAÇ ÇALIŞILAN YOLLAR KAPALI YOLLAR YOL DURUMU HAVA DURUMU GENEL AKADEMİK ZİYARETÇİ DEFTERİ İLETİŞİM TÜRKÇE ENGLISH
GENEL BİLGİLER: Yola Tanımları ; Yol Uzunlukları ; Necatibey Metro İstasyonu ;  Marmaray Projesi ; Wonderland Eurasia-Ankapark ; Ard Germe (Post Tension) ; İzmit Körfez Geçişi Osmangazi Köprüsü ; Malazgirt Bulvarı ; Yavuz Sultan Selim Köprüsü Betonarme ve Çelik İmalatlar ; Avrasya Tüneli ; Kanal İstanbul ; Ankara Yüksek Hızlı Tren Garı ATG ; Ankara Panoramik Fotoğraflar ; Tünel Delme Makinesi TBM ; Batıkent-Sincan Metrosu ; Kızılay-Çayyolu Metrosu ; İstanbul Üç Katlı Büyük Tüneli ; Yenimahalle-Telsizler-Şentepe Teleferik Hattı ; Atatürk Kültür Merkezi-Kızılay Metro Hattı ; Çanakkale Boğazı Köprüsü ; Karayolu Güvenliği ve Bileşenleri ; ULUSAL LİTERATÜRDE YAYIMLANMIŞ YAZILARIM ; Ankara Keçiören Metrosu ; Kızılay-Dikmen-TRT Metro Hattı Önerisi ; Ankara Haberleri ; İstanbul Haberleri ; İstanbul Çamlıca TV Vericileri Kulesi ; Kamu Yönetiminde Kifasetsiz Muhterislik ; Ankara Harikalar Diyarı ; Yusufeli Barajı ve HES ; İstanbul Atatürk Kültür Merkezi ; Ankara Atakule ; Mogan Park ; Camiler ; Karız Kanalları - Çin ; Kömürhan Köprüsü ; Söğütözü Yeraltı Otoparkı ; AŞTİ-Bağlıca-Yapracık Yolu ; Anıtkabir ; GENEL BİLGİLER
AKADEMİK ÇALIŞMALARIM: KONFOR ESASLI GÜZERGAH ANALİZİ ; TÜRKİYE KARAYOLLARININ GELECEĞİNDE AVRUPA BİRLİĞİ ETKİSİ ; YOL DURUMU YÖNETİM SİSTEMİ ; YOL DURUMU HABER KUŞAĞI ; OTOYOL YÜZEY SUYU DRENAJI ; AVRUPA ÜLKELERİNDEKİ TÜNEL GÜVENLİĞİ MEVZUAT DÜZENLEMELERİ VE UYGULAMALARI ; KARAYOLU TÜNELLERİNİN SINIFLANDIRILMASI ; KARAYOLU ALTYAPISI GÜVENLİK YÖNETİMİ SİSTEMİNİN BİLEŞENLERİ ; KARAYOLU AĞI İÇİN GÜVENLİK TEFTİŞİ GEREKLİLİKLERİ VE UYGULAMALARI ; KARAYOLU ALTYAPISI GÜVENLİĞİ YÖNETMELİĞİ ;  KÖŞEM YAZILARIM : KISKANÇLIK ; BEKLEMEK ; GÜN : PLANLAMA ; BÜYÜKLENMEK ; İNANÇ VE İMAN ; ZALİM VE MAZLUM ; TEK YÜZLÜLÜK VE ÇOK YÜZLÜLÜK ; YANLIŞ VE YALAN ; BAKMAK VE GÖRMEK ; ÖĞRENMEK ;  ÖĞRETMEK ; PAYLAŞMAK ; KONUŞMAK VE YAZMAK ; KÖŞEM YAZILARIM
Tıkla Tıkla Tıkla Tıkla Tıkla Tıkla
GENEL BİLGİLER
 
Copyright ©2009 Mehmet Gürsoy
KÖŞEM Yazıları (06.12.2019-18.46.21)

14) KISKANÇLIK ; İnsanlar, çalışıp kazanarak ev, araba gibi maddi değerlere, doğuştan verilmiş akıl, zeka, yetenek gibi veya kişisel gelişimle edinilmiş iman, terbiye, çalışkanlık gibi manevi değerlere ve anne, baba, eş, çocuk gibi nesnel değerlere ve kıymetini sadece sahibinin bildiği değerlere sahiptirler. Başkasında olan maddi ve manevi değerlerin kendinde neden olmadığını veya kendisi için önemli olan değerlerin başkasında olmasının istenmediği duygu halleri, “olmayanı kıskanma” ve “olanı kıskanma” olarak karşımıza çıkar.  Kişi, her iki durumda, önce kendisine ve bu duygu ile gelişen diğer his ve davranışlarıyla diğer kişilere zarar verebilmektedir.

Kendinde olmayanı kıskanan kişilikler, sürekli kendisi ve diğerlerini kıyaslayarak, tüm bu değerlerin çok daha fazlasına sahip olsalar dahi karşıdakinin sahip olduklarını edinmenin veya elinden almanın peşine düşerler ki bazen hırsızlık boyutuna erişirler. Eğer, kıskanılan maddi değil ise erişim çok daha zor bazen imkansız olacağından doğrudan savaş açıp, başkasındakini kötüleme, hor görme, ezme, dedikodu ile yıpratma, manevi eziyet, moral bozmayı tercih ederek iftira, yalan ve hakareti de kullanırlar. Ancak, görünürde kısa vadede yıpranan “ezilen” olsa da orta vadede ve tabii ki ilahi düzeyde kaybeden daima kıskanç “ezikler” cephesidir.

Sahip olduklarını, sadece kendilerinin kazançları olarak gören, kendinde olanı kıskanan kişilikler, paylaşmayı, bölüşmeyi düşünmedikleri gibi başkasında olmasını dahi istemezler. Öyle ki yok etme dürtüsü ile hareket edip diğerindekini kırmaya, dökmeye hatta çalıp ortadan kaldırmaya kadar giderler. “Elinden alınma” korkusu ve endişesi taşıyan bunu çok fazla abartan, kaybetmekten korkan, saplantı boyutundaki kıskançlar önce kendisi ve yakın ailesinin huzurunu bozmakta, akıl almaz eziyetlere, şiddete, zulüm ve cinayetlere sebep olmakta, hal ve hareketleri ile çevresini tedirgin etmektedirler. 

 “Nasip-kısmet” kavramını anlayamayan, varlığın hayırlı olmasını dileyemeyen, yokluğun kişinin hayrına olduğunu kavrayamamış “kıskanç” kişiler, toplumsal huzur ve barış için potansiyel tehlikedirler.  

KISKANMA, İSTE SENİN DE OLUR (06.12.2019)


13) BEKLEMEK ; İnsan ömrü daima beklemek, beklentilere erişmek için çabalamakla geçiyor. Daha doğmadan dünyaya gelişi, verilecek sütü-mamayı, alınacak oyuncağı, okula gitmeyi, mezun olabilmeyi, meslek-iş sahibi olmayı, eş-çocuk-aile kurabilmeyi, emeklilikte dinlenmeyi, gezmeyi, torun sevmeyi, sağlıklı kalabilmeyi ve dünyadan zahmetsizce, çekmeden, çektirmeden hayırlısıyla göçebilmeyi bekliyoruz. Beklenen genellikle arzuladıklarımız olsa da, hastalık, kaza-bela gibi beklenmeyen, istenmeyenler de hayatımıza giriveriyor bazen. Küçüklerine “hayatın tuzu-biberi” derken büyükleri zor ve sıkıntılı süreçleri de beraberinde getiriyor.

Beklemek, yalnız başına, ailecek veya toplumsal olabiliyor. Kişisel beklentiler günün-ortamın şartlarına göre değişkenlik gösterirken, kişinin karakter yapısı asıl etken oluyor. Bekleme aşamasını atlayıp her şeyi istemeye başlayan doyumsuz bir kişi hele bir de yetersiz ise, ortaya “kifayetsiz muhteris” çıkıyor ki kendisine ve çevresine büyük rahatsızlıklar veriyor. “Bana da bana da” tekerlemesi çocukluk döneminde sevimli gelirken ileri yaşlardaki “çocuklaşma” sorunlara, sürtüşmelere sebep oluyor.

Beklemenin en güzel yanları ailecek bir grup olarak beklenen, büyük bir sabır sonundaki gerçekleşmeler oluyor ki süreç bile bir heyecan, bir sevinç, mutluluk dolu olabiliyor. Aileye bir bebeğin gelmesi mesela gözleri yaşartabiliyor, okuldan mezuniyet kep fırlattırabiliyor, ilk maaş yemek-tatlı ısmarlatabiliyor, hediyeler aldırtabiliyor. Askerden dönüş, şehir dışından yurt dışından, hacdan gelişler özlemleri hasretleri gideriyor. Hele bir de hastalık sürecinde tahlil sonuçlarını beklemek var ki bazen büyük bir sevince bazen büyük bir üzüntüye sebep olarak başka beklemelerin başlangıcı olabiliyor.

Beklentilerin, olumlu olumsuz gerçekleşmesi durumundaki duyguların büyüklüğü, beklenenin ne kadar mantıklı, erişilebilir olduğu ile orantılı aslında. Küçük beklentilerle kurulu bir hayattın çok daha mutlu edici olduğu, büyük beklentilerin hayal kırıklıklarına daha bir yatkın olduğunu, kişiyi çok olumsuz hallere sürüklediğini, bazen tedavi gerektirdiğini de görüyoruz. 

BEKLENTİLER “HAYIRLI” OLSUN  (02.12.2019)


12) GÜN ; Dünya üzerindeki bir noktanın güneşle tekrar aynı pozisyona gelmesi için geçen süre, gün olarak ifade ediliyor. Süre, yapılacak iş olduğunda yetmiyor, meşguliyet olmadığında da geçmiyor. Akan zamanın nasıl harcandığı, bu dünyada sayılı olan dakikalarımızın nasıl doldurulduğu büyük önem taşıyor ki hesabı verilebilsin.

Uyuma, çalışma, dinlenme olmak üzere üç parçaya ayrılabilen bir günün nasıl değerlendirileceği büyük oranda kişinin iradesine kalmış. Uyumak, vücudun en temel gereksinimi, kalp atışının minimuma indiği, tüm organların işlevlerini durdurduğu, yavaşlattığı,  hayatımızın olmazsa olmaz bir parçası, ancak süresi, ömrümüzden aldığı büyüklük önem kazanıyor. Annemizin, “öğlen oldu kalk artık” diye seslendiğini, “biraz daha” istendiğini, “amma uyumuşum saat iki olmuş” dediğimizi hepimiz hatırlarız. Ömrümüzün üçte birini oluşturan uyku süresini yaşanmış saymayanları görüyoruz.

Günün çalışma dönemi, işin niteliğine göre erken ya da geç başlayabilir, süresi de kısa veya uzun olabilir. Her günümüzün yaklaşık on saatini kapsayan bu sürede yaptıklarımız hayatımızın değerini, anlamını belirliyor. Çok az insanın başarabildiği “geride bırakılanlar” ise hatırlanmamızı sağlıyor. Dolayısıyla, kendimiz, çevremiz, ülkemiz, dünyamız için neler yaptığımızın, azlığının veya çokluğunun sorumluluğunu herkes taşıyor. Kişi, varoluş gayesini bilerek, “benden bir şey olmaz”, “bu ülkede bir şey yapılmaz” gibi buhrana sürükleyen hal ve hareketleri, miskinliği, ümitsizliği terk ederek, bazen zorlanarak bazen de şartları zorlayarak elinden geleni en iyi şekilde yapmalı ve mutlaka “eserler” bırakma gayreti içinde olmalıdır. Dünyaya parmakla dokunulabilen bir çağda birkaç cümle dahi birçok insana kapı açabilir, yol olabilir. Asıl olan niyettir, güzel olan eserdir-hizmettir, makbul olan karşılıksız yapılmasıdır.

Uyandık, çalıştık tekrar uyumadan önce, içinde kendimizin, ailemizin, arkadaş-dost çevremizin bulunduğu dinlenme dönemi mutlaka oluşturulmalıdır ki günün muhasebesi yapılsın, acı, sevinç, bilgi, tecrübe paylaşılsın, okunsun, yazılsın, seyredilsin, ibadet edilsin,  toplumla temas kurulabilsin.

HEP ALAN DEĞİL VEREN DE OLUN. (28.11.2019)


11) PLANLAMA ; “Amaçların ve bu amaçların elde edilmesi için gerekli olan faaliyetlerin belirlenme süreci” olarak tanımlanan planlama, iş hayatının en önemli dönemi olup yönetimsel bir kavramdır. Ülke yönetimi, şirket yönetimi, iç ve dış politika yönetimi gibi büyük boyutlarda yapılan çok yönlü ve çok katılımlı planlamalar ile daha küçük ölçekte ve az bileşenli ev-aile içi planlamalar, kişisel planlamalar da hayatımızın içindedir. 

“Planlama” kavramını her bireyin öğrenmesi ve uygulaması ile birlikte “kontrol bende” diyebilmesi büyük önem taşımaktadır. Planlama alanlarının çokluğuna rağmen, “zaman planlaması” ve “para planlaması” konuları, bireysel ölçekte öne çıkmakta, uygulama dereceleri ise insan hayatını farklı ölçülerde etkilemektedir. 

Bireyin, tüm ömrünü kendi başına planlama imkanı bulunmadığı gibi bazı planlar birkaç dakikalık, bazıları günlük-haftalık, çok azı uzun vadeli olabiliyor ki planlama süresi uzadıkça gerçekleşebilirliği azalıyor ve çok etkenli dönemlerde imkansız da olabiliyor. Ancak, zamanın planlanması sürecindeki kişisel ve dışsal unsurlar, bunların birbiri ile etkileşimi, uyumsuzlukları ve risklerini öngörerek alternatifli çözümler üretmek, planın işletilmesi esnasındaki yeni durumlara göre esneklik oluşturmak, çıkış-kaçış aralıkları bırakmak ve gerektiğinde yardım-takviye alınabilecek noktaları belirlemek, bazen bedel ödeyebilmek, bedelin büyüklüğünü tahmin edip kendini hazırlayabilme ve planı yenileme becerisi çok büyük önem taşıyor ki zaman planlamasını yapamayanların “işlerinin bitmediği” görülüyor.

Bireyin, ihtiyaçlarını satın alabilmesi için olmazsa olmaz bir araç olan paranın, girişi ve çıkışı planlanmamış ise, bitmeyecek zannediliyor ki suyunu çekince ayaklar yorgandan çıkıyor. Borçların alacakla ödenmeye başladığı bir döngü, kendisi, ailesi ve yakın-uzak çevresi açısından çok zor günlere kapı açabiliyor, para planlamasını yapamayanların “borcunun bitmediği” de biliniyor. Bu durumun, kurumsal veya bireysel tefecilerin kurtlar sofrasına yönelişe sebep olduğunu görüyoruz, yaşıyoruz. 

PLANLAMA,YÖNETEBİLMENİN ESASIDIR. (24.11.2019)


10) BÜYÜKLENMEK ; Dünyamızda yaşayan milyarlarca kişi, her kişinin sahip olduğu onlarca sınıftaki yüzlerce özelliği ile tamamen farklı, sözde benzer özde farklılıklar taşıyor. Aynı kişi zamanın, şartların değiştiği ortamlarda, yaşın, mevsimin değiştiği dönemlerde dahi farklı özelliklere bürünebiliyor, “seni tanıyamıyorum artık, eski sen değilsin” dedirtebiliyor. Farklılıklar bir mozaik gibi ahenkli olursa, bir farkındalık oluşturabilir ki göze de gönüle de hoşluk katabilir. Çoğalan sevgiler ise önce mutlu bireyleri, sonrasında mutlu, huzurlu, saygılı bir toplumu oluşturur. 

Kişi, kendindeki farklılıkları bir “büyüklenme” sebebi, karşısındakilere “kibirlenme” aracı olarak kullanırsa, başkalarını aşağılayıcı, küçük görücü davranışlar içine girerse ve maalesef makam ve yetkisini de buna alet ederse ortamda ne huzur kalır ne saygı-sevgi. Aslında, hoş görülmeyen bu tür duygular içinde olanlar,  öyle bir risk alırlar ki kendilerinden daha kibirliler karşısında ezilip büzülür, eğilip bükülürler. Ancak, bu ezikliği aşabilme gayreti içinde daha bir çıkmaza saplanırlar ki zaten var olan kişilik bozukluğu daha da derinleşir ve kendisine, yakın çevresine vereceği zararlarla tedavilik duruma gelebilirler.

“Dağları ben yarattım” yaklaşımı, aslında kimsenin umurunda da değil. Her kişi, “yaratılmışların en mükemmeli” sıfatı ile tek başına bir “dağ”dır aslında. İçinde bulunduğu ortam ve şartlar onun istisnai, çok değerli, fark yaratan özelliklerini sergilemesine izin vermiyor olabilir. Ancak, sahip olduğu tevazu kişilik zıpçıktılık yapmasına izin vermiyor, ses çıkarmıyor diye asla küçümsenemez, hor görülemez, karşısında büyüklük taslanamaz ve baskı kurulamaz. Bilinmeli ki “doğru” elif gibidir bükülemez, zorlanırsa gerilir ancak kırıldığında çok yönlü pişmanlıklara sebep olabilir.

Farklılıklarımız, birbirimizi tamamlayıcı olarak kullanılmalı, büyüklüğün ayrıştırıcılıkta değil bütünleştiricilikte olduğu, iletişim ve sosyal medya hızı ile büyük topluluklara dokunabilen günümüz dünyasında kucaklamanın iri ve diri olmayı sağladığı asla unutulmamalı.

KİBRİN YALNIZI DEĞİL BÜTÜNÜN PARÇASI OL. (17.11.2019)


9) İNANÇ VE İMAN ; İnsanoğlu, yaradılışından itibaren daima bir şeylere inanma, tapma ihtiyacı içinde olmuş, bununla birlikte çeşitli şekillerde tapınma, ibadet biçimleri geliştirmiştir. Henüz medeniyetin girmediği günümüzde yeni keşfedilen ilkel topluluklar ile modern toplumlarda, kültürel ve tarihi geçmiş gibi toplumsal özelliklerle, eğitim, bilimsellik gibi kişiye has özelliklerin bireyin inanma arzuna cevap veremediğini, kişisel arayışlara girildiğini, yeni inanç sistemlerinin kurulup yayılmaya çalışıldığını görüyoruz.  

“İnsanın sığınağı” olan inanç sisteminin içinde; Allah ya da tanrı, kutsal ruh gibi fiziki olmayan kavramlar ile; güneş, ateş gibi fiziki; put, dağ, hayvanlar gibi nesneler “tapınılacak değer, ilah” kabul edilebiliyor. Ayrıca, namaz gibi sistematik uygulamalar ile ritüeller, ayinler, çalgılı-oynamalı davranışlar, nesilden nesile aktarılarak gelen kültürel figürler, “tapınma şekilleri, ibadet” olarak uygulanıyor. Sistemin diğer parçasını ise “tapınak” oluşturuyor ki açık hava veya kapalı mekân, dağ, vadi, nehir gibi ortamlar ile birkaç mum veya tütsü, odanın bir köşesi dahi yeterli görülürken bazılarında tapınağa gerek görülmüyor.          

İnsan, neden böyle bir sistemin içinde yer almak ister? Ne kadar güçlü olsa da, kişiliği-fiziksel gücü gelişmiş olsa da, eğitimi-kültürel birikimi zirvede olsa da insan, “aciz” bir varlıktır aslında. Bu acizlik, kendinde, vücudunda, çevresinde, doğada gelişen birçok olayı açıklayamama noktasında ortaya çıkıyor. Bu nokta, inançlı bir kişi için ilahın varlığını kabul ettiği ve delirmekten kurtulduğu nokta oluyor. İnançsız kişi ise, doğa yapıyor, kendiliğinden, tesadüf şeklinde bir komik kaçış noktası buluyor ki ne eğitimine, ne kültürel birikimine uyuyor.

İnançlı olmak yeterli mi? tabii ki hayır. İnsanın neye inandığı, iman ettiği çok çok önem kazanıyor ki hem kendi acizliğine hem topluma katkıları olabilsin. İnsan sevgisi, toplumsal ve dünya barışı, varoluş gayesi içermeyen sapkınlıklar ve anlamsızlıklarla dolu bir inanç sistemi içindeki birey, maalesef kaybedilmiş oluyor ki her türlü yönlendirmeye ve kullanıma açık, “maşa” haline geliyor.

HAYAT, İMANLA ANLAM KAZANIR. (14.11.2019)


8) ZALİM VE MAZLUM ; İnsanlık tarihinde zulüm uygulayan zalimler ile zulme uğrayan mazlumların hep var olduğunu, bazen kitlesel bazen de bireysel boyutlarda yaşandığını okuyoruz, günümüzde de yaşıyoruz. Zalimlerin, ten rengi, atalarının geldiği soy, dil-din-mezhep ayrımları, yapay farklılıklar gibi zulüm sebepleri oluşturup geride acı çeken ve katledilen mazlumlar bıraktıklarını görüyoruz.

Birileri, eline geçirdikleri bir güç ile zulmü haklı çıkaracak, kendilerine göre gerekçe zeminini hazırlayarak diğerleri üzerinde uyguladıkları baskı, şiddet ve katliamlar bazen soyunu kurutma boyutlarına ulaşıyor ki dünya bunu “insanlık suçu” kabul ediyor ve kağıt üzerine yazıyor. Ancak, birçok ülke seyrederek, bazıları kısa veya uzun vadede menfaat ve çıkarlarını gözetip zalime yardım ederek, maddi, siyasi ve bazen silah desteği vererek, çok az ülke de zulmün karşısında haykırarak safını belirliyor ki bir işe yarayıncaya kadar geçen sürede zalimin yaptığı yanına kâr kalıyor. Sonuçta, kirletilmiş tarih sayfaları, açılmış ve kapanması on yıllar süren toplumsal yaralar ve acılar oluşuyor. Mahkemeler, yargılamalar ve cezalar ise göstermelik kalıyor, kayıpları geri getirmiyor.

Çevremizde karşılaştığımız bazen engel olduğumuz, bazen “bana dokunmayan yılan” diyerek arkamızı döndüğümüz, ekranda seyredip lanetler yağdırdığımız, sadece insanın insana değil, insanın hayvanlara hatta bitkilere, ormanlara yaptığı kişi ölçeğindeki bireysel zalimlikleri de görüyoruz. Herkes herkesle anlaşacak, tam uyum içinde, empatisi yüksek, saygı ve sevginin zirvede olduğu bir toplum, bir dünya beklentisi “ideal” olsa da maalesef pek gerçekçi değil. Kıskançlık, hırs, kin, nefret gibi kişinin iç barışı ile ilgili ayrıştırıcı ve dışlayıcı özellikleri, eksiklikleri ve düşmanca kötü hisleri, güç ellerine geçtiği zaman karşıdakine bir eziyet, baskı, sindirme aracına dönüşüyor ki mazlumun elinden fazlaca bir şey de gelemiyor. Maalesef zalimin şerrinden korkarak mazlumun yanında yer alamamak, o zulümden zamanı gelince nasipleneceğini beklememek, zalimin gücünün bir gün elinden alınacağını bilmemek ve hatta zulmü alkışlamak da bir başka kişilik kusuru olarak ortaya çıkıyor. 

ZULMÜN BEDELİ MUTLAKA ÖDENİR. 10.11.2019


7) TEK YÜZLÜLÜK VE ÇOK YÜZLÜLÜK ; Dünyamızda yaşayan nüfusun 8 milyar, göçenlerin ise 100 milyar olduğu kabul ediliyor. Gelmiş, geçmiş ve gelecek insanların birbirlerinin aynısı, tıpkısı olmadığını, fiziki, dış görünüşlerde benzerlikler olsa da duygu, düşünce, akıl, zeka gibi kişilik özellikleri ile her bir ferdin farklı olduğu biliniyor. Devasa çeşitliliğin içinde, huzurun korunması, iyi geçinme, tatsızlık olmaması noktasında azami bir gayret ve dikkat içinde empati kurarak yaşamak, yazılı-yazısız kurallara uymak, saygı öncelikli ve hizmet temelli bir yaşam biçimini benimsemek toplumsal yaşamın da bir gereği zaten.

Birey kişi, taşıdığı her türlü özelliği, kendini yansıttığı yüzü, başkasının bakışlarıyla göründüğü ve görünmediği kadarıyla, anlaşıldığı ve bilindiği şekliyle,  çokluk içinde tekliktir aslında. Toplum içindeki varlığı, en yakınındakinden dünyanın diğer ucundakine kadar başka kişilerle kurduğu temas esnasında kullandığı yüz ile bilinirlik kazanıyor. Değer, önem ve saygınlık gibi kazanımlar ise, içi-dışı bir tabirinde özetlenen “tek yüzlü” olmak veya her kişiliğe uyan yanar-döner tabiriyle “çok yüzlü” olmak kişisel tercihi ile belirleniyor. Tek yüz, dürüstlüğün en temel unsuru iken, çok yüz bu esas unsuru sorgulatıyor, yaranmak için mi gibi şüpheler oluşturuyor.

Yüz yüze, yazılı, sözlü ve görüntülü iletişim ve temas imkanının kolaylaştığı ve hızlandığı günümüzde, tek yüzlü kalabilmek için, çok yüzlüğün karşısında ayrı bir mücadele vermeyi gerektiriyor maalesef. Yalanın karşısında doğruyla, iftira ve hakaretin karşısında mazlumun yanında dikilebilmek, kısa vadede sosyal medyada engellemelere, gerçek hayatta selamı kesmelere, küsmelere ve hatta karşınızda birleşik tepkiye sebep oluyor ki kargalar sürüyle, kartallar yalnız uçar cümlesi doğrulanıyor. Tek yüzlünün onurlu çabası karşısında çok yüzlülerin, herkes için ayrı maske takarak varlık gösterenlerin, nabza göre şerbet verenlerin, bu günü ve kısa süreli yarını daha bir mutlu, şen şakrak, etrafı kalabalık olabiliyor. Ancak, uzun vadede KAZANAN daima doğru ve Hakk ın yanında duranlar olurken; KAYBEDEN, sürdürülebilir olmayan ise kesinlikle eğilip bükülenler, sahteciler, yalancılar, yaramazlar oluyor.

HER MASKE MUTLAKA DÜŞER. 06.11.2018


6) YANLIŞ VE YALAN ; Bilgi, haber, resim, film, simge, emoji gibi ifade biçimlerinin ışık hızıyla, aynı anda milyarlarca insana yayıldığı, insanların cep telefonlarına gelen sinyalle uyarıldığı ve görmelerinin sağlandığı bir iletişim hızıyla yaşıyoruz. Kalem, kağıt gerekmeden, sadece parmak uçları ile bir ifadenin yayılımı başlatılabilir, dünyanın her yerinde birileri bu ifadeyi birkaç saniye içinde alabilir, yayılması için yine parmaklarını kullanabilir, eklentiler, kırpmalar yapabilir.

Böylesine bir hızla yayılan bilgi, eğer doğru ise, o bilgiye ihtiyacı olanlar için, kısa sürede tek yürek olabilmek, bir zorluğa omuz verebilmek, destek çıkabilmek için müthiş bir kazanım. Acil tedavi bekleyen bir hasta için koşturabilmek, hatta zahmetsizce, oturduğumuz yerden birkaç tuşa dokunarak yaraya merhem olabilmek, karınca kararınca katkı sağlayabilmek, sevince ve kedere ortak olabilmek, acıyı paylaşmak, coşkuyu daha da çoğaltabilmek, duamızla duruşumuzu gösterebilmek için kolay, etkili bir araç.

Dünyaya aktarılan bilgi eğer yanlış ise maalesef doğruluğunu araştırma zahmetine girmeden, gerek bile duymadan, genellikle kasıtlı olarak birilerine zarar verme, gözden düşürme, karalama, iftira, hakaret ve nefretin uyandırılması, arttırılması için paylaşıldığında, ülke ve dünya barışı, toplumsal huzur için büyük zararlar oluşturuyor. Öyle ki, iletişimin gücünün kötü ve düşman eller tarafından "olaylar" başlatmak, yönetmek, büyütmek ve istedikleri şekilde dünyaya yaymak için kullanıldığını görüyoruz. Açık havada savrulan kuş tüyleri gibi yanlış bilginin geri toplanmasının mümkün olmadığını, düzeltilmesinin uzun yıllar aldığını, hatta imkansız olduğunu, yanlış temele dayanan davranış ve hareketlerin büyük acılara, yıkımlara, can, mal, huzur, zaman kayıplarına, kapanmayan kin ve nefretlere sebep olduğunu biliyoruz.

Bilginin doğrusu öğrenildiği halde, "yanlış" paylaşılmaya devam edilirse, hatta ısrar edilirse yalana dönüşür ki, paylaşan da yalancı ve iftiracı durumuna düşer. Kazanılması zor, kaybedilmesi kolay olan "güvenilirlik" zedelenir, devamında, tekrarında ve inadında "yalancı gömleği" giyilmiş olur.

YA DOĞRU SÖYLE-PAYLAŞ YA DA SUS. 01.11.2019


5) BAKMAK VE GÖRMEK; Göz, karşıdakine göre “kendisine bakılan” bir pencere, gözün sahibine göre “bakılanı görme” organı. Belli bir açıdan bakılan, belli bir derinlik ve fiziksel sınırlar içinde görmeyi, beyin vasıtası ile algılamayı, değerlendirmeyi sağlayan, buna göre duygu, düşünce ve hareketlerimizi belirlediğimiz, kelimeleri dizdiğimiz, kararlar verdiğimiz, renkler gibi tarif edilemeyenleri isimlendirdiğimiz, işlevselliği gözün sahibine göre değişen mükemmel organımız. 

Bakmak; bir bölgeye, alana, büyüklüğe doğru basit bir eylem iken, görmek; bu alandaki özel noktaları, detayları, anlamları, anlamsızlıkları yakalamaya ve algılamaya yönelik kapsamlı bir eylem. Bir yöne çok kişi bakabilir, ancak her birinin gördükleri çok farklı olur, ‘sen görmedin mi’ tartışmaları çıkabilir. Görebilmenin büyüklüğü, kişinin sahip olduğu eğitim, bilgi ve tecrübe birikimi, kültürel altyapı, ilgi-merak, öğrenme kapasitesi, öğrenebilme yeteneği, öğretme-paylaşma niyeti, maddiyat ve maneviyat eğilimi gibi özellikleri ile daha da farklılaşır. Aynı şekilde görünen, çift taraflı kazanç misali, kişinin özelliklerini daha da geliştirir, birikimini arttırır. Görebilmek bir yetenek ise eğer, donanımlı bakabilmek en büyük etkenidir.

Her baktığımızı görmeli miyiz? sorusu her zaman “hayır” olarak cevaplanmalıdır. Özellikle görünmesi istenilmeyen örtü altında veya perde arkasındakiler, mahremiyetler, bir şekilde gizli kalması gereken hususlar, kişiliklerdeki hoş görülebilir kusurlar, düzeltilmesi daha büyük sorunlara yol açabilecek hatalar bazen de yanlışlar, arkasına bakma imkanı olmayan, gerisini bilemediğiniz yanlış yargıya sebep olabilecek, dedikodu-iftira-gıybete-karalamaya uzanabilecek tek yüzü görünen madalyonlar ‘bakar kör’ olmayı gerektirebilir. Günümüzde, büyük resmin küçük bir parçasını gösterilerek, yalan ve yanlışlarla toplumun nasıl yönlendirildiğini, toplumsal olaylara sebep olduğunu, sadece ‘gösterilene’ inananları ve sahteyi savunanları izliyoruz. Vicdanımızı, aklımızı görebildiğimiz güzelliklerle dolduralım ki yüzümüze, sözümüze, duygu ve davranışlarımıza, en önemlisi yargılarımıza yansısın.

O, SENİN İÇ GÜZELLİĞİN diyebilsinler. 27.10.2019


4) ÖĞRENMEK ; Canlıların, “bilgi, beceri ve yetenek kazanmak” için gösterdikleri çaba ‘öğrenmek’ olarak özetlenirken, daha doğmadan başladığı da biliniyor. Öğrenme ile hayat, daha bir anlamlı, daha kolay yaşanabilir, anlaşılabilir, daha fazla zevk alınabilir, tahlil edilebilir hale geliyor. Kendimizde, yakın çevremizde veya dünyanın bir köşesinde meydana gelen bir olayı, durumu değerlendirirken, bir duruş ortaya koyarken, safımızı belli ederken öğrendiklerimizin, bilgi birikiminin ne kadar önemli olduğu ‘hiç bilenle bilmeyen bir olur mu’ cümlesi ile açıklanmış aslında. Eğer, kültürel donanım yeterli değil ise birilerinin etkisi altında kalınarak onların yönlendirmesi ile hareket edilir ki her zaman doğru yargılara varılamaz, doğru kararlar alınamaz,  kılavuzun ‘karga’ olduğu durumlarda vahim sonuçlar da oluşabilir.

Öğrenmek, ama neyi? sorusuna verilecek cevap “her şeyi” olmamalı. İnsanın bir öğrenme,  hafıza kapasitesinin olduğu biliniyor. Dolayısıyla bir bardak misali, sürekli doldurulan bir hacimden, uzun süre kullanılmayan ve paylaşılmayanlar kayboluyor, unutuluyor, ilerleyen yaşlarda ise son öğrenilenlerle değil, anılarla yaşanıyor. Her insanda farklı olan bu kapasitenin, hayatımızı rahatlatan, huzurlu ve zevkli hale getiren, çevremizi aydınlatmaya yarayan, yol gösteren doğru, faydalı, kullanılabilir bilgi-beceri-yeteneklerle doldurulması ve gerektiği yerde taşın gediğine konulması büyük önem taşıyor. 

Günümüzde bilgiye erişimin kolaylaşmış olması, öğrenmeyi hızlandırdığı gibi ‘lazım olduğunda bulurum’ yaklaşımı öğrenmeyi engelliyor. Kişinin, ‘hayat boyu öğrenme’ ilkesini ne kadar benimsediği, sahip olacağı bilginin, kültürel birikimin büyüklüğünü ve kıymetini belirleyen önemli bir unsur oluyor. ‘Öğrenecek bir şeyim kalmadı’ diyenlerin, aslında öğrenmeyi öğrenemediklerini görüyoruz. Kişi istemediği sürece, öğrenme eylemi başarısız, çabalar boşuna ve gereksiz, çoğu zaman da üzüntü verici, yıpratıcı ve ümit kırıcı oluyor. İstekli öğrenicileri beklemek tabii ki mümkün de zaman su gibi; akıyor. 

ÖĞRENME İŞTAHINIZ AÇIK VE DAİM OLSUN.  20.10.2019


3) ÖĞRETMEK ; “Birilerine, bilmedikleri bir konuda bilgi ve beceri kazandırmak” olarak açıklanan öğretmek fiilinin eyleme dönüşebilmesi, ‘öğretme’ olayının gerçekleşebilmesi için üç unsur gerekiyor; ‘birileri’, bunların bilmedikleri bir ‘konu’ ve kazandırılacak ‘bilgi ve beceri’.  Öncelik sıralaması öğretme olayının gerçekleşeceği ortama göre değişir. Örneğin kurs ortamında öncelikle birilerinin, öğrenicilerin olması,  daha geniş ortamlarda bilgi ve beceriyi önceden kazanmış öğretici birinin bulunması, bireysel veya birkaç kişilik ortamlarda ise bilinmeyen bir konunun olması gerekir. Unsurlardan birinin eksik olması öğretme eylemini başarısız kılar, ortaya sohbet, genel diyalog, gevezelik ve bazen de anlamsız tartışmalar, inatlaşmalar çıkar.

Beşikten mezara kadar sürecek olan eğitim-öğretim yolculuğunda en önemli unsurun öğretici olduğu ortaya çıkıyor. Eğer öğretici, yeterince bilgili, donanımlı ve hatta uygulamadan, uygulanmış bilginin sonuçlarından yoksun ise veya öğretme metodu, tarzı, tavrı öğrenici gruba uygun değil ise öğrenme eyleminden beklenen fayda sağlanamıyor. Bilgi küpü olarak bilinen, çok fazla donanımlı olan kişilerin iyi bir öğretici olamadıklarını, çok iyi öğrenici olmalarına rağmen beklenen öğretimi veremediklerini, küpten sızanın yetersiz olduğunu görüyoruz. 

Öğretmede büyük önem taşıyan diğer unsur ise öğrenici grubun genel bilgi ve öğretilmeye çalışılan konuya ilgi düzeyi oluyor. Eğer öğretici, grubun düzeyine dikkat etmeden, daha çok teorik, uygulama örnekleri vermeden,  pratiğe dökülmemiş, canlandırması kolay olmayan, sürekli kafada sorular oluşturan bir üslup ile devam ederse öğrenicinin ilgisi, isteği, dikkati dağılmakta, kağıt çiziktiren, dışarıyı seyreden, görmeyen-duymayan sadece bakan birileri ile hayallerde gezilen bir ortam oluşuyor ki beklenen verim asla sağlanamıyor. 

Dikkat edilirse, öğretmen, öğrenci, sınıf, okul kelimeleri hiç kullanılmadı. Anlatmaya çalışılan, her birimizin öğretici olabileceğimiz okul dışındaki ortamlara yönelik genel bir çerçeve çizmek, bilgi ve becerimizi birileri ile paylaşırken, öğretme eyleminin başarısına katkı sağlamaktır. 

HERŞEYİ DEĞİL, BİLDİĞİNİZİ ÖĞRETİNİZ. 14,10,2019


2) PAYLAŞMAK ; İnsanoğlu, can bedene girdiğinden itibaren sürekli bir “öğrenme” çabası içinde buluyor kendini.  Bazı bilgilerin genetik olarak geçtiği, yaratılışında zaten var olduğu da biliniyor. Dolayısıyla ilk bilgileri aile ortamından almaya başlayan bebek, çocukluğunda çevre ve okul yoğunluklu öğrenme dönemlerinden geçiyor. Hayat okulunda ve iş hayatındaki tecrübeler bilgi birikimini destekleyerek kültürlü, donanımlı bireyler ortaya çıkması bekleniyor. İlerleyen yaşlarda ise daha bir analizci, filozof, çok konuşan, az okuyan-yazan döneme giriliyor. Unutkanlık dönemi ise dünyaya vedanın işaretlerini içeriyor.

Daha doğmadan başlayan bilgi birikiminin her vesileyle birileriyle, toplumla ve hatta dünya ile paylaşılması büyük önem taşıyor. Bilgi ve tecrübelerimizi başkalarına aktarmak, aydınlatmak, yol göstermek, pencere açmak, bir fikir-kıvılcım-merak oluşturabilmek çok güzel, bunu karşılık beklemeden yapabilmek ise ayrıca değerli, erdemli bir davranış. Bilgi, birikim insanda yüktür, zamanla daha da ağırlaşır. Paylaşmak, bilginin zekâtıdır, kişiyi hafifletir, faydalı olmanın gururunu yaşatır. Paylaşmaktan uzak durmak, ‘sadece ben bileyim, bana sorsunlar, mecbur kalıp bana gelsinler’ mantığı günümüz toplumsal yaşamında ve çalışma hayatında yeri olmayan, olmaması gereken, insani kabul edilmeyen bir davranış biçimidir. Kişi, kendini yetiştirme ve donanımı konusunda gösterdiği çabanın çok daha fazlasını birikimlerini paylaşmak için de göstermelidir ki bilgeliğine bilgelik katabilmiş olsun.

Hayatımızın her döneminde, bildiğimiz, öğrendiğimiz bir konuyu, kitap yazıp yayınlayamasak da, doğru ve gerçek şekilde yakın çevremizle paylaşarak bilen sayısını hızla arttırabilir, sosyal medya dahil her ortamda paylaşarak büyük kitlelere ulaşmasını sağlayabilir, domino etkisi ile dünyaya yayabiliriz. Veda ederken, yüzlerce, binlerce kitabı doldurabilecek “paylaşım” büyüklüğüne ulaşabiliriz. Paylaştıkça çoğalmış bilgi ile dünyanın geleceğine katkı sağlamış, kıvılcımlardan ışık kaynaklarına geçişin kapılarını açmış olabiliriz. 

DÜNYANIN BİLGİ HAVUZUNDA KIRINTILARIMIZ BULUNSUN. 07.10.2019


1) KONUŞMAK VE YAZMAK ; Bilgiye ulaşımın çok kolaylaştığı günümüz dünyasında herkes her konuda çok fazla bilgi sahibi oldu, oluyor. Bilgili insanlardan oluşan bir toplumda, karşılıklı etkileşim ve paylaşımla bilgi daha da çoğalacak, bir mumun diğer mumları tutuşturması gibi çok daha aydınlık topluluklar oluşacak. Bu aydınlanma, evdeki çocukların eğitimi, yetişmesi ve daha kültürlü olmalarının da önünü açarak, bildiğimizi aktarıp bilmediğimizi öğrenerek sosyo-kültürel gelişimimizi, değişimimizi hızlandıracak.

Ancak, bu güzelliğin içinde aksayan ve maalesef olumsuz görünen hususlar da bulunuyor. Bilgiye “okuyarak” değil “dinleyerek” ulaşmaya, sosyal medyadaki “yorumlardan” erişmeye çalışıyoruz, daha kolayımıza geliyor. Kimse konuştuğu için ücret ya da telif hakkı istemiyor. Bu yolla kültürlü bir toplum olunamaz, olsa olsa geveze, dedikoducu bir toplum olunur ki maalesef genel karakterimiz buna da çok uygun. “Ya hayr söyle ya da sus”, “boş teneke çok ses çıkarır” gibi atasözlerimiz daima aklımızda olmalı. Her konuda bilgili görünmek ve ahkam kesmek yerine doğru bilgileri aktarmak, kuru gürültü yerine katkı sağlamak gerekli.

İnsan toplumsal bir varlık, yeme-içme gibi konuşmaya da ihtiyacı var. Ancak, “konuşmak” için en az bir kişi daha gerekirken “yazmak” için gerekmiyor. Üstelik çok daha fazla insana, hatta çeviri programları ile yabancı toplumlara dahi erişebilme imkanı oluşuyor. Konuşan-dinleyen bir toplumdan ziyade yazan-okuyan bir toplum, doğru bilgilerle donanmış, yalandan-yanlıştan uzak aktarımlar yapan, her türlü gelişime katkı sağlayan bireyler olmalıyız. Az veya çok demeden, imkan bulunan her yerde, dergilerde, sosyal-medyada birileri için YAZIN. Yazılanlar doğru, dürüstçe, birleştirici, geliştirici, işe yarar olsun. Genel ifadeler yerine özel detaylar, farklı bakış açıları içersin, katma değer üretsin, kıvılcım olsun, başkalarının girebileceği kapılar açsın, yeni bir düşünme, gelişme alanlarına yol olsun. 

Unutmayalım, SÖZ UÇAR YAZI KALIR. 01.10.2019

61 : MANAVLAR-Anadoluya ilk yerleşen Türkler ( 28.11.2019 )
60 : ANITKABİR - Ankara ( 23.10.2019 )
59 : AŞTİ-Bağlıca-Yapracık Yolu ( 17.10.2019 )
58 : Söğütözü Yeraltı Otoparkı ( 17.10.2019 )
57 : Kömürhan Köprüsü ( 08.10.2019 )
56 : Köşem Yazıları Metni ( 06.12.2019 )
55 : KÖŞEM Yazıları ( 06.12.2019 )
54 : Karız Kanalları - Çin ( 14.06.2019 )
53 : Camiler ( 11.09.2019 )
52 : Akademik Çalışmalar Kayan Yazı Metni ( 07.05.2019 )
51 : Genel Bilgi Kayan Yazı Metni ( 31.10.2019 )
50 : Mogan Park - Gölbaşı / Ankara ( 08.04.2019 )
49 : Atakule- Ankara ( 12.04.2019 )
48 : Atatürk Kültür Merkezi - İstanbul ( 13.11.2019 )
47 : Yusufeli Barajı ve Hidroelektrik Santralı - Artvin ( 21.10.2019 )
46 : Harikalar Diyarı ( 02.04.2019 )
45 : Kamu Yönetiminde Dunning-Kruger (Kifayetsiz Muhterislik) ( 20.03.2019 )
44 : KAPALI YOLLAR Kayan Yazı Metni ( 06.12.2019 )
43 : İstanbul Çamlıca Televizyon Vericileri Kulesi ( 13.11.2019 )
42 : İSTANBUL HABERLERİ ( 25.04.2019 )
41 : ANKARA HABERLERİ ( 11.11.2019 )
40 : Kızılay-Dikmen-TRT Metro Hattı Önerisi ( 16.10.2019 )
39 : Ankara Keçiören Metrosu ( 08.01.2017 )
38 : Ulusal Literatürde Yayımlanan Yazılarım ( 17.12.2018 )
37 : Karayolu Güvenliği ( 01.08.2018 )
36 : Çanakkale Boğazı Geçişi (ÇANAKKALE 1915 Köprüsü) ( 03.12.2019 )
35 : Ankara Atatürk Kültür Merkezi-Kızılay Metrosu ( 23.09.2019 )
34 : İstanbul Boğazı Yavuz Sultan Selim Köprüsü - Çelik İmalatlar ( 09.05.2018 )
33 : Ankara Yenimahalle-Telsizler-Şentepe Teleferik Hattı ( 02.10.2019 )
32 : İstanbul 3 Katlı Büyük Tüneli ( 06.12.2015 )
31 : Eyfel Kulesi - Paris/FRANSA ( 12.11.2014 )
30 : Ankara-Eskişehir-İstanbul Yüksek Hızlı Tren (YHT) ( 27.08.2014 )
29 : Kızılay-Çayyolu Metrosu (Ankara) ( 28.10.2019 )
28 : Batıkent-Sincan Metrosu (Ankara) ( 26.02.2019 )
27 : Tünel Delme Makinesi TBM ( 11.02.2019 )
26 : Ankara Panoramik Fotoğrafları ( 11.11.2019 )
25 : Dünya Metroları ( 30.09.2013 )
24 : SPONSORLAR LİSTESİ ( 10.03.2015 )
23 : Ankara Yüksek Hızlı Tren Garı ( 02.04.2019 )
22 : Kanal İstanbul ( 28.10.2019 )
21 : AVRASYA Tüneli ve Bağlantı Yolları (Kazlıçeşme-Göztepe) İstanbul ( 15.04.2019 )
20 : Ankara Kızılay-Yaşamkent Metrosu Önerisi ( 11.05.2018 )
19 : Amaç ve Teşekkür ( 09.09.2017 )
18 : İstanbul Boğazı Yavuz Sultan Selim Köprüsü - Betonarme İmalatlar ( 09.05.2018 )
17 : Eskişehir Yolu-Konya Yolu Bağlantısı: 1071 Malazgirt Bulvarı ( 12.04.2014 )
16 : Kişilik Testi ( 11.04.2013 )
15 : İzmit Körfezi Geçişi Köprüsü (OSMAN GAZİ Köprüsü) ( 14.05.2019 )
14 : Post Tension-Ard Germe ( 10.09.2019 )
13 : WONDERLAND EURASIA (ANKAPARK) ( 11.04.2019 )
12 : Marmaray Projesi ( 29.11.2019 )
11 : Atatürk Kültür Merkezi (AKM) Metro İstasyonuı-Ankara ( 08.01.2017 )
10 : Mühendislerin Mutluluk Eğrisi ( 09.06.2015 )
9 : Necatibey Metro İstasyonu - Ankara ( 20.05.2014 )
8 : ESKİŞEHİR ( 14.01.2019 )
7 : Araç Satış İlanı örneği :) ( 08.06.2012 )
6 : Konfor Esaslı Güzergah Analizi : Ankara-Antalya Örneği ( 05.03.2019 )
5 : Depremde Kurtulanlar ( 26.10.2011 )
4 : SES CD.si Oluşturma ( 18.06.2011 )
3 : LAGUNA II ( 06.12.2013 )
2 : Yol Uzunlukları ( 25.03.2014 )
1 : Yol Tanımları ( 03.02.2009 )
 
Tıkla Tıkla Tıkla Tıkla Tıkla Tıkla
Tıkla Tıkla Tıkla Tıkla Tıkla Tıkla Tıkla
Tıkla Tıkla Tıkla Tıkla Tıkla Tıkla Tıkla
KAPALI YOLLAR : 06.12.2019 16:37:34 itibarıyla  ; 59-55 Tekirdağ-Liman ( 0-6 ) km.leri arası KAPALI ;  TUNCA KÖPRÜSÜ (Edirne) ( 0-0 ) km.leri arası KAPALI ; 45-10 Demirci-Selendi (Ulaşım Demirci-Esenyurt yolu üzerinden sağlanmaktadır.) ( 0-15 ) km.leri arası KAPALI ; 64-52 Eşme-Güney ( 6-7 ) km.leri arası KAPALI ; 03-54 Şuhut-Başören-Sandıklı ( 5-22 ) km.leri arası KAPALI ; 42-29 Ereğli-Halkapınar ( 2-5 ) km.leri arası KAPALI ; 33-60 Beşçatal-Sarıkavak ( 26-27 ) km.leri arası KAPALI ; 33-01 Tarsus-Çamlıyayla ( 10-12 ) km.leri arası KAPALI ; 31-78 Osmaniye OSB-BOTAŞ Tesisleri ( 0-5 ) km.leri arası KAPALI ; 02-57 Çağlayancerit-Gölbaşı ( 0-2 ) km.leri arası KAPALI ; 01-02 Kozan-Mansurlu (Marangeçili Mevkii) ( 50-51 ) km.leri arası KAPALI ; 815-02 TUFANBEYLİ-FEKE ( 55-56 ) km.leri arası KAPALI ; 44-29 Malatya-Sincik ( 8-28 ) km.leri arası KAPALI ; 850-10 ERKENEK (Tünel bağlantı yolu) ( 72-76 ) km.leri arası KAPALI ; 21-04 Kulp-Muş ( 50-91 ) km.leri arası KAPALI ; 73-51 Çelikköy-Fındık-Cizre ( 3-13 ) km.leri arası KAPALI ; 56-50 Siirt-Bağgöze ( 28-30 ) km.leri arası KAPALI ; 29-27 Taşköprü-Yağmurdere ( 0-8 ) km.leri arası KAPALI ; 29-31 Pirahmet-Bayburt Ayr.-Köse ( 0-20 ) km.leri arası KAPALI ; 08-05 Ardanuç-Yalnızçam ( 33-43 ) km.leri arası KAPALI ; 28-03 Yağlıdere-Alucra (Kurtbeli Geçidi) ( 77-97 ) km.leri arası KAPALI ; 28-08 Görele-Çatak-Doğankent (Çatak Köyü Mevkii) ( 28-37 ) km.leri arası KAPALI ; 915-01 OF-ÇAYKARA-BAYBURT (SOĞANLI DAĞI GEÇİDİ MEVKİİ) ( 57-70 ) km.leri arası KAPALI ; 69-75 Dağbaşı-Bayburt (Salmankaş Geçidi mevkii) NOT:Dağ yolu kapalı, ulaşım yeni Geçitten sağlanıyor. ( 23-32 ) km.leri arası KAPALI ; 29-26 Dağbaşı-Bayburt (Salmankaş Geçidi mevkii) NOT:Dağ yolu kapalı, ulaşım yeni geçitten sağlanıyor. ( 0-18 ) km.leri arası KAPALI ; 915-02 OF-ÇAYKARA-BAYBURT (SOĞANLI DAĞI GEÇİDİ MEVKİİ) ( 0-9 ) km.leri arası KAPALI ; 687-02 BAŞLAR-BEYDİĞİN-TAŞAĞIL ( 33-44 ) km.leri arası KAPALI ; 75-51 Yalnızçam-Ardanuç ( 14-30 ) km.leri arası KAPALI
anasayfa | amaç | çalışılan yollar | kapalı yollar | yol durumu | hava durumu | genel | akademik | ziyaretçi defteri | iletişim | ENGLISH | haber-gazete | gezenti rehberi | Ankara'dan
Whatsapp'ta paylaş Yazdır Yazdır
Tıkla Tıkla Tıkla Tıkla Tıkla Tıkla